Söyleşi Kayıtları'ndan
İnsanın Kendisiyle Kaldığında Akan
Bir Söyleyişin,
Bir Söyleşinin Kayıtları
[{"text":"[SÖYLEŞİ KAYITLARI'NDAN]\n\n♠\n\nTanrı, gerçekliğin bizi sokmadığı yerlerde de yaşayabilelim diye rüyaları yarattı ve sonuna da artık kimseyi kandırmaya gerek kalmadığı için rüya görmeyi bıraktığımız 'bir an' olarak ölümü bıraktı...\n[V. Pelevin'den]\n\nİnsanlar uykuda olduklarını bilmezler \nÇünkü uyku onların tek gerçekliğidir. \n\nÖlüm de öyle değil midir? \n\n- Bilmem hiç ölmedim...\n\nBelki de sadece gözlerimizi bir kez daha açtığımızda fark ederiz ki...\n\nHep uyuyorduk...\n\nRüyalarımızda, \nGeride bıraktığımız hayata \nÖlmüyor muyuz her gece?\n\nNe var ki sabah kalktığımızda bunu unuturuz hemen... \n\nGerçek ölüm, sadece bir rüyadan uyanmamaktır. \nPeki ya tüm hayatımız bir rüyaysa?\n\n- İşte buralarda takılıyorum ben hocam, daha gözümüzün önünde akıp giden bu hayatın ne olduğu doğru dürüst anlayamadan, yok önceki hayat, yok sonraki hayat okumaları, ne bileyim, biraz anlamsız geliyor bana?\n\nGaliba Buda da öyle düşünüyordu...\nPali dilinde\n\nGeçmiş ve geçmiş hayatlar, \nToprak tozuna yani havada uçuşan bir toz zerresine benzetilir.\n\nGelecek ve gelmemiş hayatlar ise \nTopraktan bir vazoya...\n\nŞimdi, şu anda, doğrudan önümüzde olansa\nBir kil topuna, her şekli alabilecek oyun hamuru, ıslak çamura benzetilir...\n\n- Ama hepsi toprak?\n\nHepsinden dört unsur var ama vazo yapmak için illa bir el tutacak ve illa ateş değecek...\n\nİncir ağacının altında tozu toprağı yele veren bu zevkte...\n\nOrmanda yürüyen sıradan insanlara, doğrusal olmayan dalga fonksiyonunun çöküşünü tutarlı bir şekilde açıklamanın ortak bir yolu olmadığından olsa gerek...\n\nYaşam öncesi ve sonrası deneyimlerin göçünün mekaniği hakkında konuşmaya pek rağbet etmedi.\n\nÖlümden sonra bir kişisel hayat var mı yerine\nÖlümden önce nasıl bir hayat var, buna dokunmayı, bunu canlı canlı okumayı yeğledi...\n\nZira dünyadaki pek çok insanın esâs sorunu, henüz kendisiyle tanışmamış olmasıdır.\n\nİnsan ne imiş bilinmeyince, hayat ne imiş anlaşılmış olmuyor işte...\n\nSonuçta dünyada yaşayan ve oradan bir sonraki hayata, ukbâya geçen bizzat 'insan' değil mi?\n\nİnsanın yaşadığı hayattan,\nHayatın yaşadığı insana geçmeyince\nSuyun düğümü çözülmüyor vesselâm\n\nUyuyan uyuduğunu bilmez, tıpkı ölünün öldüğünü bilmediği gibi ve uyanmak, hâlâ uyuduğunun farkına varmaktır.\n[A. Kadrî]","id":202503232209,"flower":"sakura.svg"},{"text":"[SÖYLEŞİ KAYITLARI'NDAN]\n\n- Egonun, ayrılık rüyasından uyanışını tam anlamak için canlı canlı misâller dinlesek ya sizden?\n\n'Haayyy Hak' deyip erenlerden nefeslenelim ilkin:\n\n'Ayruk bana' BEN dimeyem, \nKimesneye sen dimeyem\nYa kul ya sultân dimeyem\nKalsun işidenler ta'na ❞\n\nNeymiş neymiş?\n\nDurağımız\nEgo'nun kurtuluşu değil\nEgo'dan kurtuluş imiş\n\nAyrık sanılan egonun değil \nKendi öz zâtının rüyası bu\n\nSualinize nazar edecek olursak:\n\nKendisi misâl olanın misâli olmaz, \nGölgede olanın gölgesi olmaz...\n\n- Eh, maksad hâsıl oldu madem, buradan yürüyelim \n\n'Nazarın, manzarayı yarattığı' gerçeğine eğilince\nŞimdilik manzara biraz da şuna benzer:\n\nMind-made\nKendi yarattığımız zihinsel bir dünya\nİnşa ettiğimiz kendilik kavramları, kendilik binaları \nÖyle sandığımız inançlar ve böyle sandığımız kimliklerle \n\n'ÖRÜLÜ BİR AĞ'\n \nKi evlerin en zayıfı bu...\n[Ankebût:41'den]\n\nSahrâ-yı kesret yüzünden\nHarâretin şiddetinden\nBen-sandığım bu ev\n\nGerçeklikte, \nHakikatte kök salamayan bir serâba benzer...\n\nBu, bizim koşullanmalarımızdan, hikâyelerimizden, tarihimizden süzülüp gelen bir yanılsama, sahnesi gereğince fâideli bir kurgu... \n\nVe işte, \nToplananların dağıldığı\nGerçeğin nefes aldığı\nŞimdi\nŞu an'da \n\nAçık-boş-hazır bulunduğumuz\nBu çıplak hakikatte \nBu saf farkındalıkta \nBirikmiş kimliğin\nHiçbir gerçekliği yoktur. \n\nO rüyadan, onun bir rüya olduğu gerçeğine uyandığımızda...\n\n- Ki bu, manevi yolculuktuk evvele dönüştür, bir uyanıştır ve tam da bu yüzden kıyamet gündüzdür, gece değil! -\n\nÖz benliğimiz, gerçek doğamız, özgürlüğün ne olduğunu tatmak için kendini kapattığı o dar-alandan, kişisel hücresinden, 'düş-müş olduğu zindandan' kurtulur. \n\nArtık kimliğini, deneyimin içeriğinden \n–Duygu ve düşünceler, algılar anılar ve hayaller- \nTüretmekten özgürleşir. \n\nGeriye kalan, \nBir hiçlik değildir; olamaz da...\n \nGeriye kalan, \nŞimdiki zevkte\nPURE I\n'Saf-berrak-hâlis SIRF BEN' \nDiye-bildiğimiz şeydir.\n\nTerk edilecek hiçbir şey kalmadı\nTerk edecek kimse kalmadı\nZira ben-im diyebileceğim hiçbir şey yok. \n\nGerçeklik saftır\nBEN-OLAN-BEN-im\n\nBatı dillerindeki\n'Ego' Yunanca'dan gelir; \nBasitçe 'Ben' demektir. \n\nArapça'daki 'Nefs' kelimesinin\n'Kendi, aynısı' demek olduğu gibi...\n\nÇoğu manevi alanda bu ben, en yalın tanımıyla sunulur. \n\nO halde, bu yelpazenin bir ucunda ego'nun, kendinden ayrı bir şey olduğu düşüncesinin ölümü diye okuyabiliriz.\n\nAma daha incelikli bir anlayışa daldığımızda, \nEgo yani benlik hissi varlığını sürdürür; \n\nFakat bu, artık deneyimlerinden bir kendilik çıkaran \nAyrı bir 'ben-merkezi' değildir, \nBir merkezde odaklanmayan \nSırf 'BEN'dir. \n\nEvet bu benlik hissi hâlâ vardır\nAma ondan geriye kalan, hem işlevseldir \n\n- Yeme içe, uyuma, üç boyutlu dünyada yol bulma ihtiyacı gibi -\n \nHem de doğal bir akışla\n\n- Direniş, arayış, panik, korku, zavallı-küçük-kurban benlik gibi ilâve katmanlar olmadan -\n\nYaşamı, olduğu gibi, ezel zekasıyla ve kendiliğinden karşılar.\n\nZira bir gece vakti, nefesin kimin nefesinin olduğunun anlaşıldığı bir anda, \n\nBen-merkezinde, her şeyi bir arada tutmanın yorgunluğu, vâr-oluşun akışına ve sâdeliğine teslim olmuştur çoktan;\n\nKi bu da evvelden bildiğimiz bir zevktir;\nAnne karnındaki bir ceninin teslimiyeti gibi...\n\nKıyametten sonra\nKendini boş\nÂlemi hoş bilen\nBu 'BEN'in hizmeti\n \nDar-alanda sınırlı kalmaz, kalamaz\nKulluğu, hizmeti, cümle varlığadır...\n\n- Gündelik hayatını da ihmal etmiyor ama değil mi?\n\nEvet, işlevsel olarak bu bedenin, bu âilenin, bu işin yani organizmanın canlılığının devamlılığını sağlar ama psikolojik olarak yani yaşamla ilişkisinde, artık burada olmayan o küçük zavallı 'ben'e hizmet etmez. \n\nO, aşka ve hakikate adanmış bir vakıf gibi ortadadır...\n \nAncak kendi hakikatine aşk ile hizmet yani 'kulluk' bir ahlaki duruş ya da etik bir manevi pozisyon, kazanılmış bir makam filan değildir; \n\n'Dünyayı iyileştiriyorum, başkalarına iyilik yapıyorum, âleme nizâm veriyorum' gibi bir benlik kimliğinden doğmaz. \n\nBu, her şeyde içkin olan uyanıklığa, merkezden bakınca görülen, yüzeydeki her bir ifâdesine doğal bir akış olarak hizmettir; başka da bir şey yapamaz olur zaten... \n\nBu hizmet, bir ayrılık ima etse de \n–sanki bir özne bir şeye hizmet ediyormuş gibi– \nDerinlerde böyle bir ayrılık yoktur\n\nÖyle olup durur...\n\nAyıran kendini ayırır\nVeren kendine verir\n\nBu manâda o ne yapsa, kendini engelleyemez; yaşam, bu ayrı olmayan yaşam, ister günlük hayatın minicik anlarında ister daha büyük bir tabloda, buna adanmıştır.\n\nResmen, hayatını yaşayan ben\nHayatın yaşadığı bir BEN'e dönüşmüştür\n\nArtık o 'ben', bireysellik yoluyla kendini ifade eden bu saf benlik, SIRF ÖZ,\n\n- Zira beden ve kişi hâli hâlâ burada, uyanıklık içindedir-\n\nAsla hakikat olmayan, \nAslı olmayan bir şeye bağlılık sunamaz. \n\nAllah'ın evi olan Kâbe'nin içinde \nHer yöne secdenin mübah olduğu gibi...\n\nArtık o-ben, aşktan başka bir şeye sadakat sunamaz, hakikati olmayan hiçbir şeye eğilemez. \n\nTabii gene olanlar olur\nAllah Allahlığını kimseye vermez!\nVe her şeyi anladığını sandığı bir anda, \nEvrenin büyük şakası, rabbânî latîfe devreye girer: \n\nAynaya bakıp 'Ben yoğum!' diye haykıran bir ben, hâlâ tıraş kolonyasına uzanıyorsa, işte o zaman uyanışın da bir sakalı vardır!\n\nDerken dönüp aynaya, kendine aşk ile bir daha bakar:\n\n'Fakat bu ne güzel süzülmüş bir yokluk yâ hû'\n\n•","id":202503222246,"flower":"lavender (2).svg"},{"text":"[SÖYLEŞİ KAYITLARI'NDAN]\n\nHer doğum, sonsuz olanın kendi yüzünü bir anlığına unutmasıdır. Ama sonunda ruh, diğer bir yere göç etmez; sadece farkındalık, kendini yeni bir rüyada yeniden tanır.\n[R. Spira zevkiyle] \n\nSanki bazı yazılarınızda reenkarnasyonu ima ediyor gibisiniz. Bu meseleye bir açıklık getirsek ya?\n\n- Re-enkarnasyonun sonu yok mu?\n\n'Re- (tekrar) \n'Incarnatio' (bedenlenme, ete kemiğe bürünme)\nNe bu şimdi ruh göçü mü?\n\nKıtlık mı var?\n\n- Bir de göçtüğünde kişisel hafızada mı yüklenecek yeni avatara?\n\nAydınlanma, uyanış, kendini gerçekleştirme zevkini zihinle çözmeye çalışan anlayışın hariçten gazel okuma denemeleri...\n\nRuhun başka bir bedene geçtiği fikri, gökyüzünün bulutlara taşındığını sanmak kadar komik aslında...\n\nGerçekleşmenin sonu yoktur, ama hiçbir zaman en-karnasyon olmadı, dolayısıyla hiçbir zaman re-enkarnasyon da olmayacak.\n\nÖnce enkarne olmuş birini bulun, \nSonra reenkarnasyon hakkında konuşabiliriz. \n\nKimse re-enkarne olmaz çünkü kimse hiç var olmadı.\nVarsa yoksa kendi...\n\nEnkarne olmuş kimseyi bulamayarak, \nReenkarnasyon anlayışının tamamı çöküyor.\n\nRuh, bir bardak su gibi değildir ki bir kaptan diğerine boşalsın öylece... O, bir alev gibidir, her yeni bedende, her nefes yeniden tutuşur. Ne var ki her gece, her nefes aynı kaynaktan gelir ve aynı kaynağa geri döner.\n[A. Kadrî]","id":202503172248,"flower":"flower-bouquet.svg"}]